Bir zamanlar bu ülkede saygısızlığa savaş açan cesur insanlar vardı. Daha nitelikli bir yaşama kamusal alanda davranışların düzelmesiyle, insanların birbirlerine saygılı davranmasıyla ulaşılabileceğine inanıyorlardı. Her ne kadar yola çıkarken belirledikleri hedeflere ulaşamasalar da çabalarıyla hem modern bir toplumun şekillenmesine öncülük ettiler hem de sonraki nesillere örnek oldular. Bu ilginç savaşın hikâyesine geçmeden önce saygı ve saygısızlık kavramları üzerinde biraz duralım.
Nitelikli bir yaşamın temel unsurlarından biri, bireyin çevresindeki kültür varlıklarına ilişkin farkındalık geliştirerek bu varlıklarla sürekli yapıcı etkileşimde bulunmasıdır. Kültür varlıkları, bireylere kimlik bilinci, estetik algısı ve aidiyet hissi kazandırarak yaşam kalitesini artırır. Nitelikli yaşam standartlarına sahip toplumlar ise ortak hafızayı korumaya ve sürdürülebilir kılmaya daha yatkındır. Kültür varlıklarını organize bir şekilde koruma bilinci ülkemizde hem çok yeni hem de yeterince olgunlaşmamış bir kavram...
Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo, 28 Kasım 2025’te İznik’te Fener Rum Kilisesi Başpapazı Bartholomeos ile “Ekümenik Dua Ayini” düzenliyor...
Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’da askeri üstünlüğünü kaybetmeye başladığı 16. ve 17. yüzyıllarda çok sayıda Türk savaş alanlarında esir düşmüş, sonrasında vatanlarından çok uzaklarda bambaşka hayatlar yaşamışlardır...
Yaşamı boyunca sayısız zaferler kazanmış Mustafa Kemal Atatürk’ün mağlup edemediği belki de tek düşmanı karaciğer sirozu oldu. O, genel kanının aksine, sadece son birkaç yılında değil, gençliğinden itibaren çok sağlıklı bir kişi olmadı. Solunum sistemi rahatsızlığı, sıtma, koroner kalp hastalığı, üriner sistem enfeksiyonu gibi pek çok sorunla yıllarca mücadele etti. Hastalıkların bazıları onu zayıf düşürse de hiçbiri hayattaki hedeflerine ulaşmasını engellemedi. Hepsinin üstesinden geldi, biri hariç… Şimdi, Atatürk’ü milletinden zamansız ayıran hastalığın seyrine birlikte bakalım...
“Efendiler, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz!” sözlerini duymayan, bilmeyen var mı? 28 Ekim 1923 akşamı Mustafa Kemal Paşa’nın yakın çevresinden bir gruba Çankaya’da söylediği bu sözler son yıllarda her Cumhuriyet Bayramı’nda o kadar çok paylaşıldı ki adeta bir slogan niteliği kazandı...
Şeref Vapuru Sürgünü, Osmanlı’nın son devrinin en ilginç hadiselerinden biridir ve II. Abdülhamid döneminin en büyük sürgün uygulamasıdır...