SOYLULAŞTIRMA Görüntüde Nitelik
Daha nitelikli evlerde, daha nitelikli kentlerde yaşamak istiyoruz.
Yaşam kalitemizi oturduğumuz evin standartlarıyla, içinde yaşadığımız kentin sunduğu olanaklarla ölçüyoruz.
Oysa oturduğumuz ev ve yaşadığımız kent birbirinden kopuk, bağımsız unsurlar değil. Bu ikisini birbirine bağlayan bir zincir var; o zincirin halkaları da sokağımız, semtimiz, mahallemiz…
Pahalı ve korunaklı bir siteden ev alarak nitelikli bir yaşama dair tüm beklentilerimizi karşılamak mümkün değil.
Dev emlak şirketleri tarafından inşa edilerek “elit” tüketime sunulan, hatta kısmen tasarım değeri taşıyan lüks konutlar ve “ayrıcalıklı” yaşam seçenekleri, bize reklamlarda iddia ettikleri yaşam tarzını sunmuyor, içinde yaşadığımız mahalle ile bağlantımızı zayıflatıyor, kentten bizi uzaklaştırıyor, kent ile sağlıklı bağlar kurmamızı engelliyor.
Yaşadığımız kentler; hızlı, plansız ve insanı değil rantı önceleyen bir büyümenin sonucunda içinden çıkılması güç sorunlarla boğuşmak durumunda kalıyor.
21. yüzyılda kentsel topraktan elde edilen rant küresel sermayenin öncelikli ilgi alanı. Bir kentin şekillenmesinde o kentte yaşayan insanların ihtiyaçları, beklentileri değil, büyük sermayenin o kente uygun gördüğü tanımlar öne çıkıyor: Sanayi kenti, finans kenti, turizm kenti gibi.
Kentlerin bu büyük dönüşümünde bir kente biçilen role, kentin edindiği yeni fonksiyona ayak direyen kesimler kentin cazibeli merkezlerinin dışına sürüklenmek durumunda kalıyor.
Bu sürüklenmeyi daha iyi anlayabilmek için soylulaştırma adı verilen kavramı ve çevremizdeki uygulamalarını iyi bilmek gerekiyor.
Bir kentte yaşanan yapısal dönüşümler o kentteki insanların yaşam kalitesini nasıl etkiler?
Bir kentin çehresinin değişim sürecinde bir kesimin yaşam kalitesi artarken başka bir kesimin yaşam kalitesi düşebilir mi?
Bir kentin belli mahallelerinin görüntüsünün düzelmesi aynı zamanda yaşam kalitesi dengesinin bozulması anlamına gelebilir mi?
Bir mahallede daha şık restoranların, dükkânların, spor salonlarının açılması o mahallenin yaşam kalitesini artırmak için yeterli olur mu?

Şehirlerin büyüme ve yoğunlaşma hızı her geçen gün arttıkça yenileme gereksinimleri bu yoğunlaşmanın yarattığı problemlere göre çeşitleniyor. Bu anlamda kentlerin en büyük problemlerinin başında küreselleşme ve sermaye hareketleri geliyor. Küreselleşme bambaşka bir şehir düzeni kurarken sermaye akışı üzerinden kentteki insanların birbirleriyle olan ilişkilerini organize ediyor. Dolayısıyla küreselleşme ile kapitalizmin etkisini güçlendiren neoliberal politikalar, kentlerde uluslararası sermaye aktarımından kaynaklanan sürekli bir birikmeye sebep olup kentsel ekonomileri üretiyor.
Bu durumun beraberinde getirdiği en büyük krizler yapılar etrafında şekilleniyor. Örneğin “megakent” İstanbul’da birbirine zıt sosyal yaşantıları tanımlayan gecekondu mahalleleri ile rezidansların yan yana bulunması gibi birçok sorun mevcut. Distopik Fikirtepe bunun en canlı örneklerinden biri.
Bunun yanında yine İstanbul örneğinde hız kazanmış yenileme projeleri içerisinde açık kamusal alan, okul, hastane gibi en temel donatılara yer bulmakta güçlük çekilirken inşa edilen mega ölçekte alışveriş merkezleri / alanları, sermaye ilişkileri ile yönetilen kentin her geçen gün daha büyük bir iyileştirme ihtiyacı duyacağına işaret ediyor.
“Kent merkezi” olarak tabir edilen eski kent dokusu ile kentin yoğun donatı alanlarının birleşimi olan bölgeler, rant oranlarının artmasıyla yerel halkın içinde yaşayamadığı alanlara dönüşüyor.
İngilizce gentrification kelimesinin karşılığı olan ve Türkçede mutenalaştırma, seçkinleştirme, burjuvalaştırma, nezihleştirme, kibarlaştırma, jantileşme gibi kullanımları da olan soylulaştırma, kentteki dar gelirlilerin yaşadığı, köhneleşmekte olan konut alanlarına daha üst sınıfların yerleşmeye başlaması sürecini tanımlıyor.
Kavramın İngilizce kökeni olan gentry, aristokrat sınıfa göre daha alt düzeyde olan toprak sahibi soyluları ifade ediyor.
Kavramın ortaya çıkışı ve gelişimi
Soylulaştırma kavramı ilk kez 1964 yılında sosyolog Ruth Glass tarafından kullanıldı. Londra'nın işçi mahallelerindeki konutların üst ve orta sınıf tarafından satın alınarak yıkılması ve yerlerine lüks konutların yapılması sonucunda mahallelerin sosyal yapısının değiştirilmesi üzerine kavramlaştırıldı.
1980-90’lı yıllarda bu tanım başka isimler tarafından geliştirilir. Neil Smith soylulaştırmayı “kentteki yoksul ve işçi sınıfı mahallelerinin özel sermaye ve orta-sınıf alıcıların akınıyla yenilenmesi” olarak tanımlar. Smith’e göre soylulaştırma yalnızca konut piyasasıyla ilgili değildir, merkezi kentsel peyzajın sınıfsal olarak yeniden yapılanmasıdır. Böylece kentsel merkezler, mevcut sakinlerinden daha varlıklı bir sınıfı üretmesi için tasarlanarak bir sermaye yatırım alanına dönüşmüşlerdir.
2000'lere gelindiğinde ise soylulaştırma, bir kentsel strateji olarak yaygınlaşmıştır.

Turizm Soylulaştırması
Turizm soylulaştırması, soylulaştırmanın özel bir türü olup sürecin temel itici gücünün turizm ve eğlence sektörüne yönelik yatırımlar olduğu durumları tanımlar. K.F. Gotham tarafından kavramsallaştırılan bu süreç, orta sınıf bir mahallenin, kurumsal eğlence ve turizm mekânlarının (oteller, restoranlar, barlar, turistik dükkânlar) çoğalmasıyla zengin ve seçkin bir yerleşim ve tüketim alanına dönüşmesidir.
Klasik soylulaştırmadan farklı olarak, burada yerinden edici "yeni” sınıfı, kalıcı sakinler yerine geçici bir sınıf olan turistler oluşturur. Turistlerin artan talebi ve alım gücü, bölgedeki konut ve hizmet fiyatları üzerinde baskı yaratarak yerel halkın yaşam maliyetini artırır ve yerinden edilmelerine neden olabilir. Ayrıca, yerleşim alanlarının ticari olarak geliştirilmesi ve kamusal alanların turistik tüketime yönelik olarak metalaştırılması, yerel halkın kendi mekânlarına yabancılaşmasına ve aidiyet duygusunun zayıflamasına yol açabilir.
Nevşehir'e bağlı Uçhisar beldesindeki dönüşüm, eski konut dokusunun restore edilerek butik otellere dönüştürülmesi ve turizmin yerel halkın yaşamı üzerindeki etkileriyle turizm soylulaştırması bağlamında önemli bir örnek.
Benzer bir dönüşüm İstanbul’un tarihi Karaköy bölgesinde yaşandı. Yerel ve küresel sermayenin işbirliğiyle hayata geçirilen Galataport projesi, bölgenin tarihi dokusunu bozmakla kalmadı, kent insanı için ulaşılması neredeyse imkânsız olan “korunaklı” bir alan ortaya çıkardı.
Soylulaştırmanın Temel Özellikleri
Soylulaştırma, salt bir mekânsal yenilenmenin ötesinde, çok katmanlı bir dönüşümü ifade eder. Sürecin temel özellikleri şu şekilde sıralanabilir:
· Mekânsal Konum: Süreç, genellikle kentin değer kaybetmiş, köhnemiş; ancak tarihsel, kültürel veya mimari açıdan potansiyel barındıran konut alanlarında başlar.
· Fiziksel Değişim: Bölgedeki konut stoku, yeni yapıların inşasından ziyade mevcut, genellikle tarihi nitelikteki yapıların restore edilmesi veya rehabilite edilmesi yoluyla iyileştirilir.
· Karakter Değişimi: Soylulaştırma, bölgenin fiziksel ve sosyal karakterini bütünüyle değiştirir. Geleneksel ticari işletmelerin yerini yeni kitlelerin tüketim alışkanlıklarına hitap eden butikler, kafeler, sanat galerileri ve restoranlar alır.
· Sınıfsal Değişim: Sürecin en belirgin özelliği, bölgenin demografik yapısının değişmesidir. Düşük gelirli, genellikle işçi sınıfından olan eski sakinlerin yerini; daha yüksek eğitim ve gelir düzeyine sahip, genellikle "yeni orta sınıf" olarak tanımlanan genç profesyoneller, sanatçılar, akademisyenler ve yöneticiler alır.
· Yerinden Edilme (Displacement): Soylulaştırmanın en tartışmalı sosyal sonucudur. Bölgedeki mülk değerlerinin ve kiraların artması, artan emlak vergileri ve değişen sosyal çevre, eski sakinlerin ekonomik veya sosyal nedenlerle bölgeyi terk etmek zorunda kalmasına yol açar. Bu durum, düşük gelirli grupların kent içindeki barınma olanaklarının kısıtlanmasına neden olur.
Sürecin başlangıç aşamasında eski sakinlerin, güvendikleri "güçlü" komşularının varlığıyla yaşam alanlarına olan aidiyet duyguları güçlenir; ancak zamanla bu semtler üst gelir gruplarının tercih ettiği yerler haline gelir, yatırımcıların ilgisini çeker ve spekülatif bir biçimde emlak fiyatları artar. Giderek mahalle dokusunda ciddi değişimler yaşanır ve genellikle kiracılardan oluşan eski sakinler gönülsüz de olsa yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalır.
Soylulaştırmanın Sonuçları
Soylulaştırmanın sonuçları olumlu ve olumsuz olarak iki grupta incelenebilir. Olumlu sonuçlar aşağıdaki gibidir.
· Fiziksel Çevrenin İyileşmesi: Terk edilmiş veya bakımsız kalmış tarihi binalar restore edilir ve yapı stoku korunur. Bu, kentsel çöküntünün tersine çevrilmesi olarak görülür.
· Ekonomik Canlanma: Bölgeye yeni yatırımlar çekilir, emlak değerleri artar ve yerel yönetimlerin vergi gelirleri yükselir. Yeni ticari işletmelerin açılmasıyla ekonomik faaliyetler çeşitlenir.
· Güvenliğin Artması: Çöküntü alanlarıyla ilişkilendirilen suç oranlarında azalma görülebilir.
Olumsuz sonuçlar ise şunlardır:
· Yerinden Edilme ve Konut Sorunu: En temel olumsuz sonuçtur. Düşük gelirli aileler, kiracılar, hatta küçük mülk sahipleri artan yaşam maliyetleri nedeniyle yaşadıkları mahallelerden ayrılmak zorunda kalır. Bu durum, bu gruplar için kent içinde yeni bir evsizlik veya barınma güvensizliği sorunu yaratır.
· Sosyal ve Mekânsal Dışlanma: Soylulaştırılmış bölgeler, sundukları olanaklar ve artan maliyetler nedeniyle sadece belirli bir gelir grubuna hitap eden "seçkin" alanlara dönüşür. Bu durum, kent içinde sosyal ve mekânsal kutuplaşmayı derinleştirir.
· Toplumsal ve Kültürel Değişim: Mahallenin özgün sosyal dokusu, komşuluk ilişkileri ve yerel kültürü yok olabilir. Yerel esnafın yerini zincir mağazalar ve lüks tüketim mekânları alabilir.
Türkiye’de Soylulaştırma
Seçkinleştirmenin gözlemlenmeye başlaması ile bu süreç Türkçe yazında farklı şekillerde adlandırılmıştır. Cengiz Bektaş bu süreci tanımlarken gentilizasyon ifadesini kullanmıştır. Zeynep Enlil ise gentrification teriminin Gönül Tankut tarafından Türkçeye soylulaştırma olarak kazandırıldığını ifade etmektedir. Çağlar Keyder ise bu dönüşüm şeklini mutenalaştırma sözcüğü ile tanımlamayı tercih etmiştir. 2000’li yıllarda özellikle İstanbul’da gözlemlenen seçkinleştirme örnekleri üzerinde yapılan çalışmalarda çoğunlukla soylulaştırma terimi kullanılırken bu oluşumda “soylu” sınıfının değil, özellikle yeni orta sınıfın ve sanatçıların yer aldığı vurgulanarak bazı çalışmalarda seçkinleştirme terimi de kullanılmaya başlanmıştır.
Türkiye’de soylulaştırmanın somut örnekleri 1980’li yıllardan itibaren görülmeye başlamış, üç dalga halinde devam etmiştir.
Birinci Dalga
Bu dönemdeki soylulaştırma hareketleri, bireysel öncülerin başlattığı ve daha "organik" olarak nitelendirilebilecek süreçlerdir. İstanbul Boğazı kıyısındaki Kuzguncuk, Arnavutköy ve Ortaköy gibi semtlerde gözlemlenmiştir. Özellikle Kuzguncuk, 1970'lerin sonunda bir mimarın bölgeye yerleşip bir rehabilitasyon programı başlatmasıyla Türkiye'deki ilk soylulaştırma örneği olarak kabul edilir. Bu semtler; mimarları, sanatçıları ve yazarları kendine çekerek zamanla popüler hale gelmiştir.
İkinci Dalga
1990’lardaki bu dalga, Beyoğlu ve çevresindeki Cihangir, Galata, Asmalımescit gibi bölgelerde yaşanmıştır. Cihangir, 1980'lerde marjinal grupların yaşadığı bir bölgeyken 1993'te bir ressam çiftin öncülüğüyle yeni orta sınıf profesyonellerin ilgisini çekmeye başlamıştır. Merkezi konumu, tarihi dokusu, kültürel canlılığı ve medya tarafından olumlu bir imajla sunulması, Cihangir'in İstanbul'da bohem yaşam tarzının bir simgesi haline gelmesine neden olmuştur.
Üçüncü Dalga
2000’ler ve sonrasına denk gelen bu dönemde soylulaştırma, devletin ve yerel yönetimlerin kentsel dönüşüm projeleri aracılığıyla doğrudan bir aktör olarak sürece dahil olmasıyla nitelik değiştirmiştir. Projeler genellikle deprem riski, tarihi dokunun korunması veya yatırım (rant) odaklı gerekçelerle meşrulaştırılmıştır. Bu dönemin örnekleri arasında Haliç kıyısındaki Fener-Balat, Roman nüfusun yerinden edildiği Sulukule ve büyük ölçekli kentsel dönüşüm projelerinin uygulandığı Fikirtepe ve Tarlabaşı gibi alanlar bulunmaktadır. Bu projeler, yerinden edilme ve mekânsal dışlanma gibi sosyal sorunları daha görünür kılmıştır.
Türkiye’de soylulaştırma süreci kolektif olarak planlanmamış ve değişik aktörlerin birbiriyle irtibatta olmadığı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Sürecin öncüleri yabancılar ve yurt dışında uzun süre okumuş olanlar dahil emlak piyasasının fırsatlarını ve bazı mimari niteliklerini değerlendirip “yeni hayat tarzı” arayışıyla hareket eden insanlardır.
Daha sonra, belli sebeplerden (çevre, doku, güvenlik sorunlarını çözmek) dolayı, giderek etkili kişilerin ve yerel inisiyatiflerin etrafında biçimlenen, hatta bilinçlenen ortak çıkarlar doğrultusunda bir nevi kolektif hareketlenme hayata geçmeye başlamıştır. Ayrıca, bazı kültürel faaliyetlerin hızlandırıcı ve çekici bir etkisi olmuştur. Sonuçta, rant yükselişi sonucunda sadece kâr amaçlı hareket eden aktörler ile yerel sosyal dokuya önem verenler arasında çekişmeler kaçınılmaz hale gelmiştir.
Tartışma
Dünyadaki ve ülkemizdeki soylulaştırma projelerinde, bölgedeki sosyal ve ekonomik durumun iyi olmayışı, çoğu zaman oranın “yenilenmesi”ni meşrulaştırıcı bir sebep olarak sunulur.
Yenilenme, zaman zaman kentsel mekânların daha güvenli ve yaşanabilir hale gelmesi amacıyla yapılmasına rağmen gayrimenkul şirketlerinin durumu suistimal etmesiyle yeni ve pahalı mülklerin satılması sürecine dönüşür. Bu durum, o bölgenin başından beri çekici hale gelmesini sağlayan kimliğinin, yani yerel halkın orayı kullanım biçimlerinin değişmesi anlamına gelir.
Soylulaştırma aslında bir tür toplumsal mühendislik işlemi. Tüketim toplumuna katılamayan, bilhassa tarihi kent parçalarına yerleşmiş yerel halkın şehir dışına yerleştirilerek yerlerine zengin, tüketebilen kitlelerin yerleştirilmesi pratiği, insan sorunsalı atlanarak hazırlanmış ticari bir organizasyon.
Şehirleri yaşanılan yerler olarak değil, pazarlanan yerler olarak betimleyen neoliberalizm, vitrini en göz alıcı şekliyle tasarlamayı umduğu için mutsuz, yani “fakir” insanları veya köhne yapıları tasfiye etmenin yolunu arar. Bu sistemde hak sahibi olmak kuvvetle orantılandırılır. Hak sahipleri, neoliberal dinin katedralleri olan alışveriş merkezlerinde satın alma işlemiyle ibadetlerini yerine getirir, böylece üretilen yeni malların tüketimi için zemin hazırlar. Markalaşma ise bunun toplumda içselleşen bir statü olmasını kolaylaştırır.
David Harvey’in de belirttiği gibi, kent yalnızca onun merkezinde yaşamayı karşılayabilenler için değil, kentle ilişkisi bulunan tüm bireyler için olmalıdır.
Herkes için yaşanabilir kentler yaratmak için de yalnızca ekonomik değil; sosyal, coğrafi ve kültürel anlamda bilinçli adımlar atılması gerekir.
Kaynaklar
- İstanbul’da Soylulaştırma; Der. David Behar, Tolga İslam; Bilgi Üniversitesi Yayınları.
- Kültür Aracılığıyla Soylulaştırma: Brick Lane; Ceren Hamiloğlu; Mimarlık Dergisi, Ocak-Şubat 2019.
- https://kureansiklopedi.com/tr/detay/soylulastirma-82561. https://kureansiklopedi.com/tr/detay/soylulastirma-82561
- https://kentstratejileri.com/2018/02/15/sozlukten-seckinlestirme-mutenalastirma-soylulastirma/. https://kentstratejileri.com/2018/02/15/sozlukten-seckinlestirme-mutenalastirma-soylulastirma/
- https://eksiseyler.com/istanbulun-bircok-ilcesinde-gerceklestirilen-soylulastirma-olayi-gentrification. https://eksiseyler.com/istanbulun-bircok-ilcesinde-gerceklestirilen-soylulastirma-olayi-gentrification