EYLÜL Hayatın Gerçek Yeni Yılı mı?

Eylülün kendine özgü bir sesi var. Uzun bir yazın ardından yeniden kurulan alarmlar, daha erken açılan perdeler, hazırlanan çantalar, kalabalıklaşan yollar, sabah telaşı, kampüslere taşınan valizler... Yaz henüz bütünüyle bitmemişken hayat yavaş yavaş başka bir ritme geçiyor.

Bu yıl Türkiye’de okullar 14 Eylül’de açılıyor. Okul öncesi eğitim ile ilkokul birinci sınıfa başlayacak çocuklar için uyum eğitimleri ise 7-11 Eylül arasında gerçekleştiriliyor. Geçtiğimiz eğitim yılını yaklaşık 17,6 milyon kayıtlı öğrenciyle tamamlayan Türkiye’de milyonlarca çocuk ve genç yeniden sınıflara dönecek. Üniversitelerde de akademik takvimler eylül ve ekim boyunca birbiri ardına başlayacak.

Bu büyük hareketliliği yalnızca öğrencileri ilgilendiren bir takvim değişikliği olarak görmek eksik kalır. Çocuğunu okula yetiştiren ebeveynden üniversite için başka bir şehre taşınan gence, yaz tatilinden dönen çalışandan yeniden kalabalıklaşan kentlerde yaşayanlara kadar eylül, gündelik hayatın ritmini değiştiriyor.

Belki de bu yüzden eylülün gelişi ocaktan bile daha güçlü bir “yeniden başlama” duygusu yaratıyor.

Nitelikli yaşamak da biraz bununla ilgili değil mi? Hayata sürekli yeni şeyler eklemekten çok zamanımızı, dikkatimizi ve enerjimizi gerçekten değer verdiğimiz şeylere ayırabileceğimiz bir ritim oluşturabilmek...

Eylül Neden Yeni Bir Başlangıç Gibi Geliyor?

Takvimlerimiz 1 Ocak’ta değişiyor, hayatın takvimi ise her zaman böyle işlemiyor.

Çocukluk ve gençlik yıllarımız boyunca eylül, yeni bir dönemin başlangıcıydı. Yeni sınıf, yeni öğretmenler, yeni dersler, yeni kitaplar, yeni defterler... Yaz boyunca gevşeyen düzenin yerini yeniden belirli saatlerde uyanılan, evden çıkılan ve bir programa uyulan günler alıyordu.

Okul hayatı geride kaldığında bu duygunun izleri bütünüyle kaybolmuyor.

Davranış biliminde bunun ilginç bir karşılığı var: “Fresh start effect”, yani yeni başlangıç etkisi.

Hengchen Dai, Katherine Milkman ve Jason Riis’in araştırmaları; yeni hafta, yeni ay, yeni yıl, doğum günü ve yeni okul dönemi gibi zaman eşiklerinin insanlarda hedeflerine yeniden yönelme eğilimini artırabildiğini gösteriyor. Araştırmacılar bu eşikleri “zamansal dönüm noktaları” olarak tanımlıyor.

Böyle dönemler geçmiş ile bugün arasına zihinsel bir çizgi çekmeyi kolaylaştırabiliyor. “Geçen ay yapamadım” dediğimiz bir şey, yeni ay başladığında “bu ay yeniden deneyebilirim” düşüncesine dönüşebiliyor.

Eylülün gücü ise yalnızca takvim yaprağının değişmesinden gelmiyor. Hava yavaş yavaş serinliyor, tatiller sona eriyor, okullar açılıyor, iş hayatı hızlanıyor, kültür-sanat sezonu hareketleniyor, şehirler yeniden kalabalıklaşıyor. Çevremizdeki hayat hep birlikte aynı şeyi söylüyor: Yeni bir dönem başlıyor.

Okuldan mezun olalı yıllar geçmiş olsa bile yeni bir defter, yeni bir kalem ya da yeni bir ajanda gördüğümüzde hissettiğimiz o tanıdık heyecanın nedeni belki biraz da bu.

Eylül, yetişkinlerin de okul zili olabilir.

Yazın Düzenimiz Bozuluyor mu, Değişiyor mu?

Yaz sonunda sık kullandığımız ifadelerden biri “düzenim bozuldu”.

Daha geç yatmaya başladık, yemek saatlerimiz değişti, egzersizi aksattık, tatilde daha fazla yedik, telefonda daha uzun zaman geçirdik ya da okumayı ihmal ettik.

Bunların tümünü bir başarısızlık olarak görmek gerekmiyor.

Mevsimler değişirken yaşam biçimimizin de değişmesi doğal. Yazın uzun günleri, tatiller, seyahatler, açık havada geçirilen akşamlar ve hareketlenen sosyal yaşam gündelik alışkanlıklarımızı da dönüştürüyor. Belki yazın güzel taraflarından biri zaten saatle kurduğumuz ilişkinin biraz gevşemesi.

Bu nedenle eylül, “hayatımızı düzeltme” zamanı olmaktan çok yeniden ayarlama zamanı olabilir.

Buradaki fark önemli. Kendimize kusursuz bir program hazırlamak yerine önümüzdeki aylarda sürdürebileceğimiz bir yaşam ritmi oluşturmak...

Bir gecede saat 06.00’da uyanmaya başlamak, haftanın beş günü spor yapmak, her akşam kitap okumak ve bütün öğünleri evde hazırlamak kulağa etkileyici gelebilir. Birkaç hafta sonra bunların hiçbirini yapamıyor olmak ise insanın kendisini başarısız hissetmesine yol açabilir.

Oysa iyi bir düzen, ideal hayatımız için değil, gerçekte yaşadığımız hayat için kurulmalı.

Rutin Gerçekten Sıkıcı Bir Şey mi?

“Rutin” sözcüğünün pek iyi bir şöhreti yok.

Rutin bir hayat dediğimizde aklımıza çoğu zaman tekdüzelik geliyor: Her gün aynı saatte kalkmak, aynı yoldan işe gitmek, aynı işleri yapmak, eve dönmek ve ertesi gün her şeye yeniden başlamak.

Oysa hayatımızın önemli bir bölümü zaten rutinlerden oluşuyor.

Sabah dişlerimizi ne zaman fırçalayacağımıza, kahveyi nasıl hazırlayacağımıza ya da evden çıkarken anahtarımızı yanımıza alıp almayacağımıza her gün sıfırdan karar vermiyoruz. Bazı davranışların alışkanlığa dönüşmesi zihnimizi sürekli küçük kararlarla meşgul etmekten kurtarıyor.

Bu noktada rutin ile ritüel arasında küçük ama önemli bir ayrım yapmak mümkün.

Rutin, düzenli olarak yaptığımız davranıştır, ritüel ise çoğu zaman o davranışa yüklediğimiz anlamla ortaya çıkar.

Her sabah kahve içmek bir rutin olabilir. Kahveyi hazırlarken birkaç dakika sessiz kalmak, sevdiğimiz bir müziği açmak ve güne başlamadan önce pencereden dışarı bakmak ise bizim için küçük bir sabah ritüeline dönüşebilir.

Akşam yürüyüşü yalnızca günlük adım sayısını tamamlamak değildir, gün ile gece arasındaki geçişi sağlayan bir ritüel olabilir. Çocuğa yatmadan önce kitap okumak yalnızca okuma alışkanlığı kazandırmaz, günün sonunda birlikte geçirilen güvenli bir zaman yaratabilir.

Nitelikli yaşamın küçük ayrıntıları çoğu zaman burada saklıdır.

Rutin hayatı düzenler, ritüel bazen o düzene anlam katar.

Okullar Açılınca Evin Ritmi de Değişiyor

Bir okulun çevresine sabah saatlerinde bakmak eylülün toplumsal etkisini anlamaya yeter.

Servisler hareketlenir, trafik yoğunlaşır, toplu taşıma kalabalıklaşır. Fırınlar ve kafeler daha erken müşteri görmeye başlar. Evlerde kahvaltı saatleri değişir. Akşam yemekleri yeniden belli saatlere yaklaşır.

Çocuğu okula başlayan bir ailede alarm yalnızca çocuk için kurulmaz.

Bir çocuğun 08.30’da okulda olması, evin belki 06.30’dan itibaren harekete geçmesi anlamına gelir. Ebeveynlerin çalışma saatleri, alışveriş düzeni, akşam planları ve hafta sonları da okul programıyla yeniden şekillenebilir.

Bu geçişin çocuklar açısından en önemli parçalarından biri uykudur. Tatilde ileri kayan yatış saatlerinin okul açıldığı gece birdenbire erkene alınması kolay değildir. Bu nedenle okul düzenine dönüşü yalnızca “erken yatmalısın” uyarısıyla değil, evin genel ritmini kademeli biçimde değiştirmekle düşünmek daha gerçekçidir.

Akşam yemeğinin biraz erkene çekilmesi, ekranların yatmadan önce bırakılması, sabah telaşını azaltmak için çantanın ve kıyafetlerin geceden hazırlanması gibi küçük düzenlemeler yalnızca çocuğu değil, bütün aileyi etkiler.

Çocuğu olmayanların hayatı bile bu değişimin dışında kalmaz. Özellikle büyük kentlerde trafik düzeninden iş yerlerinin temposuna kadar pek çok şey okul takviminden etkilenir.

Bir anlamda eylülde şehir de okula döner.

Üniversiteye Dönüş: Kendi Hayatının Düzenini Kurmak

Okula dönüşün başka bir yüzü üniversitelerde yaşanıyor.

İlkokul öğrencisi için eylül çoğunlukla ailesinin oluşturduğu bir düzene dönmek anlamına gelirken üniversite öğrencisi için durum farklı. Üniversite yılları, insanın giderek kendi düzenini kurmayı öğrendiği bir dönem.

Özellikle başka bir şehirde okuyan öğrenciler için yeni akademik yıl yalnızca derslerin başlaması demek değil.

Valiz hazırlanıyor. Yurda ya da öğrenci evine dönülüyor. Ev arkadaşlarıyla yeniden buluşuluyor. Ders programı hazırlanıyor, ulaşım planlanıyor, bütçe yeniden hesaplanıyor. Yazın değişen uyku saatlerinin yerini sabah dersleri alıyor. Yemek, temizlik, çamaşır ve alışveriş gibi aile evinde görünmez olabilen gündelik işler yeniden öğrencinin sorumluluğuna giriyor.

Birinci sınıfa başlayanlar açısından değişim daha da büyük.

Yıllardır yaşadığı evden ilk kez ayrılan bir genç düşünelim. Artık sabah onu uyandıran biri olmayabilir. Ne zaman yemek yiyeceğini, parasını nasıl harcayacağını, gece kaçta yatacağını, derse gidip gitmeyeceğini ve boş zamanını nasıl değerlendireceğini büyük ölçüde kendisi belirleyecektir.

Özgürlük heyecan vericidir; ama beraberinde sorumluluk da getirir.

Bu nedenle üniversiteyi yalnızca akademik ya da mesleki eğitim dönemi olarak görmek eksik kalabilir. Üniversitede öğrenilen en önemli şeylerden bazıları ders programında yazmaz: Zamanını yönetmek, bütçeni ayarlamak, yemek hazırlamak, yeni insanlarla ilişki kurmak, yalnız kalabilmek, yaşadığı alanın sorumluluğunu almak ve özgürlükle sorumluluk arasında kendi dengesini bulmak gibi.

Bunların hiçbiri transkriptte görünmez; ama yetişkin hayatında karşılığı büyüktür.

Üniversite Hayatının En Zor Rutinlerinden Biri: Sabah 8 Dersi

Üniversiteye dönüşün en görünür değişimlerinden biri uyku düzenidir.

Yaz boyunca gece geç saatlere kadar uyanık kalan bir öğrenci, birkaç hafta içinde sabah derslerine yetişmek zorunda kalabilir. Büyük şehirlerde buna uzun ulaşım süreleri de eklenir.

2023 yılında Nature Human Behaviour dergisinde yayımlanan kapsamlı bir araştırmada sabah 08.00’de başlayan üniversite derslerinde devam oranının daha geç başlayan derslere göre yaklaşık yüzde on düşük olduğu görüldü. Öğrenciler erken derslerden önce yaklaşık bir saat daha az uyuyordu. Haftanın daha fazla gününde erken dersi bulunan öğrencilerde daha düşük akademik performansla da ilişki saptandı.

Buradaki mesele yalnızca notlar değil.

Uyku, yemek, hareket, ders çalışma ve sosyal hayat birbirinden bağımsız parçalar değil. Biri değiştiğinde diğerleri de bundan etkileniyor. Gece geç saatlere kadar arkadaşlarıyla zaman geçirmek üniversite deneyiminin doğal bir parçası olabilir, ertesi sabah derse yetişebilmek de aynı hayatın başka bir parçası.

Nitelikli yaşam tam da bu noktada “doğru” olanı söylemekten çok, denge kurabilme becerisine işaret ediyor.

Üniversite öğrencisi için iyi bir rutin kusursuz öğrenci olmanın reçetesi değildir. Bazen yalnızca geceyi ne zaman bitireceğini bilmek, yemek yemeyi unutmamak, sınav haftasında bile biraz hareket etmek ve dinlenmeye zaman bırakabilmektir.

Bazıları Eve Dönüyor, Bazıları Evden Ayrılıyor

Üniversite öğrencilerini düşündüğümüzde eylülün aileler açısından başka bir anlamı daha ortaya çıkıyor.

Çocuğu başka bir şehirde üniversite kazanan aile için okulun başlaması, yıllardır süren ev düzeninin değişmesi demek.

Evde bir oda boş kalabilir. Sofradaki kişi sayısı azalabilir. Sabah artık birini uyandırmak gerekmeyebilir. Çocuğunun nerede olduğunu, ne yediğini ya da eve kaçta döndüğünü bilmeye alışmış ebeveyn için mesafe yeni bir ilişki biçimi gerektirebilir.

Burada yalnız öğrencinin değil, ebeveynin de yeni bir rutin kurması gerekir.

Sürekli aramak ile hiç aramamak arasında bir yer bulmak, çocuğun sorunlarını hemen çözmek yerine bazen kendi çözümünü bulmasına izin vermek, birlikte geçirilen zamanın biçiminin değiştiğini kabul etmek...

Genç açısından bağımsızlaşmak ne kadar önemliyse ebeveyn açısından da bu bağımsızlığa alan açabilmek yeni bir deneyimdir.

Bu yüzden eylül herkes için aynı yönde hareket etmiyor: Bazıları için eve dönme, bazıları için evden ayrılma ayı.

İyi Rutin, Kusursuz Rutin Değildir

Sosyal medya çağında rutin deyince karşımıza oldukça iddialı programlar çıkıyor.

Sabah 05.00’te kalk. Yatağını topla. Soğuk duş al. Meditasyon yap. Spor yap. Günlük tut. Sağlıklı kahvaltı hazırla. Kitap oku. Güne herkesten birkaç saat önce başla.

Bunların herhangi biri bir insan için gerçekten yararlı olabilir. Sorun, nitelikli yaşamın herkes için geçerli tek bir programı olduğu fikrinde.

Gece çalışan biriyle sabah 08.00’de derse giren üniversite öğrencisinin, küçük çocuğu olan bir ebeveynle evden çalışan birinin aynı günlük düzene sahip olması beklenemez.

Üstelik bir rutinin değeri ne kadar etkileyici göründüğüyle değil, hayatımızda neyi mümkün kıldığıyla ölçülebilir.

Sabah on dakika erken kalkmak çocuğumuzla telaş etmeden kahvaltı etmemizi sağlıyorsa değerlidir. Akşam telefonumuzu yarım saat erken bırakmak daha iyi uyumamıza yardım ediyorsa işe yarıyordur. Haftada üç akşam yürümek arkadaşımızla sohbet etmek için alan yaratıyorsa yalnızca fiziksel bir aktivite değildir.

İyi rutin, hayatı daha yoğun hale getiren değil, hayatı yaşamayı kolaylaştıran rutindir.

Bu Eylül Yeniden Düzenleyebileceğimiz 6 Küçük Şey

1. Uykuyu yeniden düzene sokmak

Uyku düzenini okulun ya da işin başladığı geceden önce değiştirmeye çalışmak yerine yatış ve kalkış saatlerini kademeli biçimde ayarlamak daha kolay olabilir. Bu yalnız çocuklar için değil, tatil sonrasında işe ya da üniversiteye dönen yetişkinler için de geçerli.

2. Sabahın ilk yarım saatini geri almak

Gözümüzü açtığımız anda telefona uzanmak yerine güne hazırlanmak için kısa bir alan bırakabiliriz. Kahvaltı, duş, müzik, kahve ya da birkaç dakikalık sessizlik... Sabahın ilk dakikalarının nasıl geçtiği bütün günün temposunu belirleyebilir.

3. Günün ekransız bir bölümünü oluşturmak

Herkes için geçerli ideal bir ekran süresi belirlemek yerine gün içinde ekranın girmediği küçük alanlar oluşturmak daha uygulanabilir olabilir. Akşam yemeği, kısa bir yürüyüş ya da yatmadan önceki yarım saat bunun için başlangıç noktası olabilir.

4. Hareketi gündelik hayatın içine yerleştirmek

Hareket etmek her zaman spor salonuna gitmek anlamına gelmez. Okula ya da işe giderken biraz yürümek, kısa mesafelerde araç kullanmamak, merdivenleri tercih etmek ya da akşam yemeğinden sonra kısa bir yürüyüş yapmak da günlük ritmin parçası olabilir.

5. Okumayla yeniden karşılaşmak

Eylülün okul çağrışımından yararlanıp kendimize küçük bir okuma dönemi başlatabiliriz. Hedef bir ayda beş kitap bitirmek değil, kitapla düzenli olarak karşılaşabileceğimiz bir zaman yaratmak olabilir. Bazen günde on sayfa bile yeter.

6. Sofrayı yeniden bir buluşma yerine dönüştürmek

Okullar ve işler başladığında yemek kolayca günün arasında sıkıştırılan bir ihtiyaç haline gelebiliyor. Haftanın birkaç günü bile olsa birlikte, ekransız ve acele etmeden yemek yemek evin en basit ama en güçlü ritüellerinden birine dönüşebilir.

Takvimde Biraz Boşluk Bıraksak mı?

Okullar açılırken hayatı yeniden düzenlemek ile hayatın her dakikasını programlamak arasındaki çizgi kolayca kaybolabiliyor.

Çocuğun okulunun yanına yabancı dil, spor, müzik ve özel ders ekleniyor. Üniversite öğrencisi derslerin yanına kulüpler, staj, sertifika programları ve sosyal etkinlikler koyuyor. Yetişkinler işten kalan zamanı spor, kişisel gelişim, sosyal yaşam ve yapılacaklar listeleriyle dolduruyor.

Bütün bunların her biri tek başına değerli olabilir. Yine de toplamları her zaman daha nitelikli bir hayat etmiyor.

Bazen “kendimizi geliştirmek” için oluşturduğumuz program, kendimizle kalabileceğimiz zamanı ortadan kaldırabiliyor. Verimli geçirmek istediğimiz hafta sonunun sonunda pazartesi sabahına dinlenmeden ulaşabiliyoruz.

Çocuklar açısından da durum farklı değil. Bir çocuğun programında okul dışındaki her saatin yapılandırılmış bir etkinlikle doldurulması, onun kendi zamanını nasıl kullanacağını öğrenebileceği alanı azaltabilir.

Sıkılmak da deneyimdir. Amaçsızca yürümek, arkadaşlarla kampüste oturmak, pencereden dışarı bakmak, müzik dinlemek, evde plansız bir akşam geçirmek...

Bunlar yapılacaklar listesinden çıkarılması gereken boşluklar değil, yaşamın kendisi olabilir.

Nitelikli yaşam mümkün olan en fazla şeyi bir güne sığdırmak anlamına gelmiyor.

Belki tam tersine, hangi şeylere gerçekten yer açmak istediğimizi seçebilmek anlamına geliyor.

Eylül Bize Neyi Hatırlatıyor?

Yeni bir okul yılı başlarken milyonlarca alarm yeniden kuruluyor.

Bu noktada eylül bize küçük bir fırsat sunuyor: Kendi gündelik hayatımıza dışarıdan bakmak.

Nasıl uyuyoruz? Sabahımız nasıl başlıyor? Günümüzün ne kadarını ekranda geçiriyoruz? Yeterince hareket ediyor muyuz? Sevdiğimiz insanlara zaman ayırabiliyor muyuz? Sürekli bir yerlere yetişiyor muyuz? Takvimimizde hiçbir şey yapmayabileceğimiz bir boşluk var mı?

Bu soruların hepsine kusursuz yanıtlar vermemiz gerekmiyor.

Yeni başlangıçların güzel tarafı geçmişi silmeleri değil, yeniden seçim yapabileceğimizi hatırlatmaları.

Bu yüzden eylül geldiğinde hayatımızı baştan yaratmamıza gerek yok. Belki yalnızca birkaç şeyi yerinden oynatmak, birkaç alışkanlığı yeniden düşünmek, bazı gereksiz yükleri bırakmak ve bize iyi gelen birkaç küçük ritüeli geri çağırmak yeterli.

Nitelikli bir yaşam her zaman büyük kararlarla kurulmaz. Bazen aynı saatte içilen bir kahveyle, okuldan dönen çocuğa ayrılan yarım saatle, kampüse yürüyerek gitmekle, akşam yemeğinde telefonun masaya konmamasıyla ya da hiçbir plan yapılmamış bir pazar öğleden sonrasıyla şekillenir.

Eylülün bize sunduğu belki de tam olarak budur: Yeni bir hayat kurma vaadi değil, yaşadığımız hayata yeniden bakma fırsatı.

Okul zili, belki bize de yazın ardından kendi hayatımıza yeniden dönme zamanının geldiğini hatırlatıyordur.

Eylül ve Yeni Başlangıçlar Hakkında Sık Sorulan Sorular

Eylül neden yeni bir başlangıç gibi hissettirir?

Eylül; okul yıllarından kalan başlangıç çağrışımları, yaz tatilinin sona ermesi, günlük rutinlerin yeniden kurulması ve şehir hayatının hızlanması nedeniyle birçok kişi için yeni bir dönem hissi yaratabilir. Davranış biliminde “fresh start effect” olarak tanımlanan yeni başlangıç etkisi de belirli zaman eşiklerinin hedeflerimize yeniden yönelmemizi kolaylaştırabileceğini gösteriyor.

Fresh Start Effect nedir?

Fresh Start Effect, Türkçede “yeni başlangıç etkisi”, yeni hafta, yeni ay, yeni yıl, doğum günü veya yeni okul dönemi gibi zamansal dönüm noktalarının insanlarda yeniden başlama motivasyonu yaratabilmesini ifade eder. Bu tür zaman eşikleri geçmiş dönemle bugün arasında zihinsel bir ayrım kurmamızı ve hedeflerimizi yeniden değerlendirmemizi kolaylaştırabilir.

Yaz tatilinden sonra rutine nasıl dönülür?

Yaz sonrası rutine bir anda kusursuz bir program oluşturarak dönmek yerine uyku, hareket, ekran kullanımı ve yemek saatleri gibi günlük alışkanlıkları kademeli olarak yeniden düzenlemek daha sürdürülebilir olabilir. Amaç hayatı daha yoğun hâle getirmek değil, günlük yaşamı kolaylaştıran bir ritim oluşturmaktır.

Rutin ve ritüel arasındaki fark nedir?

Rutin, düzenli olarak tekrarladığımız bir davranıştır; ritüel ise çoğu zaman bu davranışa yüklediğimiz anlamla ortaya çıkar. Örneğin her sabah kahve içmek bir rutin olabilirken kahveyi hazırlarken birkaç dakika sessiz kalmak veya sevdiğimiz bir müziği dinlemek kişisel bir sabah ritüeline dönüşebilir.

Okula dönüşte uyku düzeni nasıl oluşturulur?

Uyku saatlerini okulun başladığı gece birden değiştirmek yerine yatış ve kalkış saatlerini birkaç gün boyunca kademeli biçimde erkene çekmek daha uygulanabilir olabilir. Akşam yemeğini biraz erkene almak, yatmadan önce ekran kullanımını azaltmak ve sabah hazırlıklarını geceden tamamlamak da geçişi kolaylaştırabilir.

İyi bir günlük rutin nasıl oluşturulur?

İyi bir günlük rutin herkes için aynı görünmek zorunda değildir. Önemli olan, gerçek yaşam koşullarına uyabilen ve uzun süre sürdürülebilen bir düzen oluşturmaktır. Sabah birkaç dakika daha fazla zaman yaratmak, kısa bir yürüyüş yapmak veya günün belirli bir bölümünü ekransız geçirmek gibi küçük değişiklikler iyi bir başlangıç olabilir.

Üniversiteye dönüşte rutin oluşturmak neden önemlidir?

Üniversite hayatında öğrenciler yalnızca ders programlarını değil; uyku, yemek, bütçe, ulaşım, sosyal yaşam ve boş zamanlarını da büyük ölçüde kendileri yönetmeye başlar. Bu nedenle yeni akademik dönem, öğrencinin kendi yaşam düzenini kurmayı öğrendiği önemli bir geçiş dönemi olabilir.

Kaynaklar

  1. T.C. Millî Eğitim Bakanlığı (2026).
  2. 2027 Eğitim Öğretim Yılı Takvimi Açıklandı.
  3. 2027 eğitim öğretim yılının başlangıç tarihleri ve uyum eğitimi takvimi için kullanılmıştır.
  4. 2027 Eğitim Öğretim Yılı Takvimi – Millî Eğitim Bakanlığı. https://www.meb.gov.tr/2026-2027-egitim-ogretim-yili-takvimi-aciklandi/haber/41057/tr
  5. Dai, H., Milkman, K. L. & Riis, J. (2014).
  6. The Fresh Start Effect: Temporal Landmarks Motivate Aspirational Behavior. Management Science, 60(10), 2563–2582.
  7. Yeni hafta, yeni ay, yeni yıl ve yeni okul dönemi gibi zamansal dönüm noktalarının hedeflere yeniden yönelme motivasyonuyla ilişkisine dair araştırma.
  8. The Fresh Start Effect – Management Science. doi:10.1287/mnsc.2014.1901
  9. Yeo, S. C. ve diğerleri (2023).
  10. Early Morning University Classes Are Associated with Impaired Sleep and Academic Performance. Nature Human Behaviour, 7, 502–514.
  11. Erken başlayan üniversite dersleri ile uyku süresi, derse devam ve akademik performans arasındaki ilişkiye dair araştırma.
  12. Early Morning University Classes and Academic Performance – Nature Human Behaviour. doi:10.1038/s41562-023-01531-x