Bir Nitelikli Yaşam Engeli Olarak Dijital Obezite

Günümüzde teknolojiye erişmek hiç olmadığı kadar kolay. Akıllı telefonlar, tabletler, sosyal medya, anlık mesajlaşma uygulamaları ve sayısız dijital platform bilgiye kolayca ulaşmamızı sağlarken aynı zamanda ciddi sorunlara da neden olabiliyor.

Her gün sayısız görsel, bildirim, haber ve içerik akışına maruz kalıyoruz. Bu durum hepimizin zaman yönetimini zorlaştırıyor, karar verme süreçlerini karmaşıklaştırıyor, stres ve anksiyeteyi artırırken üretkenliği azaltıyor.

İnsan beyni, tamamlanmamış veya içeriği belirsiz eylemlere karşı sürekli bir merak duyar. Psikolojide Zeigarnik Etkisi olarak bilinen bu durum, her bildirim sesinde telefon ekranını açma dürtüsünü tetikliyor, ekrana her bakış yeni bir dopamin döngüsü yaratarak kullanıcıyı diğer uygulamaların içinde kaybolmaya itiyor.

Akıllı telefonlarımız ve sosyal medya bize konfor sağlasa da sürekli çevrimiçi olmak dikkatimizi dağıtıyor, zamanımızı çalıyor ve zihinsel enerjimizi tüketiyor. Dijital içeriklerin kesintisiz akışı kontrolün bizde değil, cihazlarda olduğunu hissettiriyor. Tam da Kanadalı iletişim kuramcısı Marshall McLuhan’ın yıllar önce ifade ettiği gibi: “Önce biz araçları yaparız, daha sonra bu araçlar bizi şekillendirir.”

Kısacası bilgi ve uyarıcı bombardımanı bize fayda sağlamak bir yana, üzerimizde zihinsel ve fiziksel yük oluşturuyor. Bu durum sadece üretkenliğimizi değil, günlük hayatımızdan aldığımız keyfi ve tatmini de azaltıyor.

Dijital Obezite nedir?

“Dijital Obezite” kavramı ilk kez 2004 yılında Toshiba şirketi tarafından hazırlanan bir raporda, tüketicilerin ve kuruluşların artan dijital veri depolama eğilimine dikkat çekmek amacıyla kullanıldı. Bu eğilim hem daha fazla veri depolama alanı ihtiyacını hem de dijital verilerle geçirilen süreyi artırıyordu.

Son yıllarda ise dijital obezite yalnızca veri depolamayı değil, bireylerin kolayca eriştiği dijital içerikleri aşırı tüketerek bağımlılık geliştirmesini de kapsayan bir kavrama dönüştü. Dünya genelinde yapılan birçok araştırma, dijital obez sayısının endişe verici boyutlara ulaştığını ve bunun bireylerin fiziksel, sosyal, psikolojik ve bilişsel gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yarattığını gösteriyor. Araştırmalar, dijital obezitenin eğitimli bireyler arasında daha yaygın olduğunu ve bu bireylerde yaşam memnuniyetinin daha düşük olduğunu ortaya koyuyor.

Yeni Medya Yeni Kavramlar

Yeni medyanın hayatımızda kapladığı alanın artmasıyla birlikte yeni kavramlar da hayatımıza girdi. Bunlardan phubbing, dijital obeziteyle en çok ilişkilendirilen kavram. Bu terim, mobil cihazlara aşırı odaklanma nedeniyle kişiler arası iletişimin geri planda bırakılması anlamında kullanılıyor ve bu davranış, çoğu zaman saygısız, kaba ve sosyal açıdan uygunsuz olarak değerlendiriliyor. Phubbing en fazla sınıf ortamlarında, toplantılarda, kafelerde, seyahatlerde, ev ziyaretlerinde ve çocuklarla geçirilen zamanlarda görülüyor.

İlginç olan şu ki, bireyler bu davranışın olumsuz etkilerinin farkında olmalarına rağmen phubbing yapmaya devam ediyor. Pew Araştırma Merkezi’nin yayımladığı bir rapor, çocukların bile ebeveynlerinin yüz yüze iletişim sırasında telefon kullanmalarından şikâyetçi olduğunu gösteriyor.

Yeni medyanın hayatımıza soktuğu diğer bazı kavramlar ise şunlar:

Nomofobi: Telefondan uzak kalma korkusu

FOMO: Gelişmelerin dışında kalma, haberleri kaçırma korkusu

Ego Sörfü: Kişinin kendisi ile ilgili haberleri araması

Selfitis: Sık sık kendi fotoğrafını çekme

Tıkınmalı İzleme: Bir diziyi arka arkaya izleyip bir veya iki sezonu, bir gün veya iki gün içinde bitirme

Dijital obezitenin belirtileri

Bir kişinin dijital obez olduğunu ne zaman söyleyebiliriz? Aşağıdaki semptomların sıklığı arttığında:

· Giderek daha uzun sürelerle ve çeşitlenen mecralarda zaman geçirmek.

· Kırmızı ışıkta trafik durduğunda telefonuna bakmak.

· Arkadaşlarla bir aradayken konu kendisinden uzaklaştığında telefonuna yönelmek.

· Tuvalete telefonla girmek ve burada geçirilen zamanı uzatmak.

Ne Yapılabilir?

Dijital obeziteyle başa çıkmak için hem bireysel hem toplumsal stratejiler geliştirmek gerekiyor. Bu stratejiler; bağımlılık yaratan dijital uygulamalara karşı farkındalık oluşturmayı, sosyal medya kullanımında zaman planlamasını, çalışma ortamlarını dikkat dağıtıcı dijital unsurlardan arındırmayı kapsıyor. Bildirimleri sınırlandırmak, düzenli dijital molalar vermek, gereksiz uygulamaları silmek de bu konuda faydalı olabilir.

Dijital okuryazarlık da bu sürecin önemli bir parçası olarak öne çıkıyor. Sadece dijital araçların kullanımı değil, bilgiye ulaşma, bilgiyi değerlendirme ve güvenli iletişim kurma gibi becerileri kapsayan bu yetkinlik, dijital obeziteyi önlemede belirleyici bir rol oynuyor.

Dijital obeziteyle mücadelede önerilen yöntemlerden bir diğeri ise dijital detoks. Bu kavram bireylerin belirli bir süre dijital cihazlardan uzak kalmasını ifade ediyor. Araştırmalar dijital detoksun depresyon belirtilerini azaltmada etkili olabileceğini gösteriyor. Dijital detoks yalnızca tüm dijital cihazlardan uzak durmak anlamına gelmiyor; belirli uygulamaların (örneğin Instagram, Tiktok) veya iletişim yollarının (örneğin WhatsApp üzerinden sohbetin) geçici olarak terk edilmesi de dijital detoks kapsamında değerlendiriliyor.

Dijital Minimalizm nedir?

Dijital minimalizm, dijital dünyadaki araçları sadece gerçek bir değer sağladığında ve bilinçli bir şekilde kullanmayı savunan bir yaşam felsefesi. Amaç, teknolojiden tamamen kopmak değil; aksine, dijital araçların yaşam kalitesine katkı sağladığı ölçüde ve dozunda kullanılması.

Dijital minimalizm aynı zamanda zihinsel dağınıklığın ve ekran bağımlılığının önüne geçerek odaklanma gücünü artırıyor, üretkenliği destekliyor.

Dijital minimalizm kavramını geniş kitlelerle tanıştıran isim Cal Newport. Georgetown Üniversitesi Bilgisayar Bilimi Profesörü olan Newport, dijital çağda dikkat yönetimi konusunda dünyanın en önemli uzmanları arasında yer alıyor.

Cal Newport, Dijital Minimalizm adlı kitabında bu soruna cesur bir çözüm sunuyor: "Az çoktur" ilkesine dayanan bu yaklaşım; çevrimiçi geçirilen zamanı radikal biçimde azaltmayı, dikkatle seçilmiş birkaç etkinliğe odaklanmayı ve geri kalanını gönül rahatlığıyla görmezden gelmeyi içeriyor. Böylece hangi araçları, ne sıklıkla ve nasıl kullanacağımıza bilinçli biçimde karar vererek kaybolan kontrolü geri kazanabiliyoruz.

Newport kitabında tarihi örnekleri modern dijital minimalistlerin deneyimleriyle harmanlayarak bu felsefenin teknolojiyi reddetmek değil, aksine teknolojinin bizim için çalışmasını sağlamak adına gerekli bir denge kurma yöntemi olduğunu ortaya koyuyor.

Dijital Obezite ve Ruh Sağlığımız

Dijital obezite, yukarıda değinilen pek çok etkisinin yanında ruh sağlığımız üzerinde de -bir kısmı kalıcı olabilecek- olumsuz etkilere sahip. Bu konuda ülkemizin önde gelen psikologlarından Acar Baltaş çok önemli bazı tespit ve uyarılarda bulunuyor. Baltaş’a göre;

Kullanmadan önce ihtiyaç hissetmediğimiz teknolojik araçlar, kullanılmaya başlandıktan sonra vazgeçilmez hale geliyor. Teknolojik araçlar önce bir sihir gibi hayatımıza giriyor; ancak bunları uzun süre kullanmak onları vazgeçilmez yapmakla kalmıyor, kurulan ilişki bağımlılık yaparak toksik bir sonuç veriyor.

Bağımlılık bir nesneye, kişiye veya objeye duyulan önlenemez istek olarak tanımlanır; kişinin başka bir iradenin güdümü altına girmesidir ve bu konuda durum madde veya kumar bağımlılığı gibi bir duruma neden olmaktadır.

Yeni medyanın geleneksel medyadan farkı dijital, etkileşimli, hiper metinsel (bilgiler arasında geçiş imkânı) ve sanal olması. Bu ortamlarda fazla zaman geçirmek dikkat dağınıklığına, odaklanma zorluğuna, yüz yüze iletişimde azalmaya, sosyal hayattan uzaklaşmaya, akademik performansta düşüşe, gündelik hayatın sorumluluklarından kaçmaya, kişisel bakımı ihmal etmeye, aile içi iletişimin kopmasına ve sorunlar yaşanmasına neden oluyor. Ayrıca kas ve iskelet ağrıları, uyku bozukluğu, göz yorgunluğu bu ortamda uzun zaman geçiren insanlarda sık görülen belirtiler olarak bildiriliyor. Tüm bu gelişmeler insanları yalnızlaştırıyor ve anlamlı bir hayat sürmesinin önünde engel oluşturuyor.

İnsanların dijital kimlikleriyle sanal ortamda bulunmaları ve sosyal medyayı gerçek dünyanın yerine koymaya başlamaları insanlar arasındaki sahici ilişkileri azaltıyor, gerçek olmayan sosyalleşme illüzyonu doğuruyor ve insan ilişkilerini önemsizleştiriyor. Bu ortamda uzun zaman geçirenlerde depresyon ve kaygıya rastlanma sıklığı artıyor, birçok kişide narsistik eğilimlerin güçlenmesine neden oluyor.

İnsanların dijital medyaya iradi bir esaretle bağlanmalarının nedeni, bu ortamda buldukları doyum. Bu doyum kullanıcılar tarafından günlük hayatın baskısından kurtulmak, rahatlamak, zaman geçirmek, bilgi edinmek, sosyal medyadaki akım ve ilişkilerin dışında ve gerisinde kalmamak olarak açıklanıyor.

Dijital teknolojilerin aşırı kullanılması somatik semptomlarda %6, depresyonda %4 artışa yol açıyor, paranoid eğilimleri güçlendiriyor, akıl ve ruh sağlığı sorunlarını artırıyor. Sosyal medyadaki bilgiler obez insanların bedenlerindeki yağ tabakası gibi beyni sarıyor ve işlemesini zorlaştırıyor. Bir anlamda fast food’un sağlıksız gıda ve gereksiz kalorilerle insan bedenine verdiği zararı, sağlıksız bir zihinsel besin olarak insan beynine veriyor ve zihin şişmanlığına yol açıyor.

Yeni medya platformları, üreticileri tarafından kasıtlı olarak bağımlılık yapmak üzere programlanıyor.

Albert Einstein, “İnsan ruhu teknolojiye yenilmemelidir” sözünü 1941 yılında söylemiş; ancak günümüzde teknoloji insanın ikinci doğası haline geldiği için ahlak ve sağlık açısından bir soruna dönüşmüştür. Teknoloji ve İnsanlık kitabının yazarı Gerd Leonhard mobil cihazları “yeni sigaralar” olarak tanımlıyor. William Gibson, “Teknoloji, biz onu kullanmaya başlayıncaya kadar ahlaki açıdan tarafsızdır” diyor.

Dijital Obeziteye Karşı Pratik Öneriler

Dijital obeziteye mahkûm olmamak, dijital minimalizm ile hayatınızı sadeleştirmek için benimsenebilecek bazı davranışlar şunlar:

1.Bildirimleri sessize alın

Her "ding" sesi dikkatinizi bölüyor. Sadece gerçekten önemli uygulamaların bildirimlerini açık bırakmak dijital sadeleşmenin ilk adımı olabilir.

2.Uygulama detoksu yapın

Kullanmadığınız ya da gereksiz yere vakit harcadığınız uygulamaları silerek cihazınızı ve zihninizi rahatlatın.

3.Ekran süresini kısıtlayın

Gün içinde sadece belirli zaman dilimlerinde sosyal medya ya da haber uygulamalarını kontrol ederek hem zaman kazanabilir hem de zihinsel dinginlik sağlayabilirsiniz.

4.Uygulamaya özel sınırlar belirleyin

Uygulamaya özel günlük ekran süresi ayarı yapabilir, belirlenen sürenin üzerine çıkıldığında uygulamanın otomatik olarak kapanmasını sağlayabilirsiniz.

5.Dijital yerine fiziki olanı tercih edin

Kâğıt kalemle not almak, gerçek kitap okumak ya da yüz yüze sohbet etmek gibi alışkanlıklar dijital yükü azaltır ve odağı artırır.

Sonuç olarak modern çağın bize bir şekilde “obezite” yüklemeye çalıştığı kesin!

Bize düşen, farkındalıkla ve doğru yaklaşımlarla bu tehlikeden mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışmak.

Dijital obeziteye teslim olmayarak teknolojiden faydalandığımız daha nitelikli bir yaşamın kapılarını aralamak mümkün.

Kaynaklar

  1. Dijital Minimalizm; Cal Newport, Diyojen Yayıncılık.
  2. https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/dijital-obez-miyim-dijital-araclarin-asiri-kullanimi-yasam-memnuniyetimizi-azaltiyor. https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/dijital-obez-miyim-dijital-araclarin-asiri-kullanimi-yasam-memnuniyetimizi-azaltiyor
  3. https://www.acarbaltas.com/dijital-obezite/. https://www.acarbaltas.com/dijital-obezite/